Karagümrük maçı sonrası Fenerbahçeli oyuncuya sert eleştiri: Ne kadar sakar olduğunu gördük! Muslera örneği

Spor Toto Süper Lig’in 28’inci haftasında Fatih Karagümrük ile Fenerbahçe karşı karşıya geldi. Sarı-lacivertliler heyecan dolu maçtan 3 puanla ayrılan taraf oldu. Fatih Karagümrük – Fenerbahçe müsabakasını usta kalemler değerlendirdi.

Milliyet Gazetesi yazarlarından Şansal Büyüka, Jorge Jesus’un kararlarını eleştirdi. Büyüka, galibiyetin Portekizli teknik direktörün yanlışlarının üstünü örtmeyeceğini belirtti.

İşte Fatih Karagümrük – Fenerbahçe maçı sonrası yapılan değerlendirmeler…

SAHADA KAZANDI TRİBÜNDE KAYBETTİ / ERCAN GÜVEN

Fenerbahçe yine “rotasyon mağduru olarak” ilk yarısını ziyan ettiği bir maçı, ikinci yarıda Jesus’un neredeyse yeniden kurduğu takımla kazanarak hedefe zor güç tutundu ama Olimpiyat Stadı’da misafir takım için ayrılan biletlerin ancak % 10’unu alan Fenerbahçeli için lig bitmiş sanki!
Sürdürülemez bir durum var ortada.
Şampiyonluktan bahseden takımın seyircisi eriyor, kimsenin kılı kıpırdamıyor.

Belli ki, tribünler protesto değil alkış isteyen Jorge Jesus’u artık iplemiyor. Bırakın alkışı İstanbul’daki hayati maça gelen bile yok.
Neyse… Maç neredeyse Arao’nun kafa gölüyle başladı ama bu gol Karagümrük ceza alanında Samet’in Rayyan’a yaptığı faul yüzünden iptal edildi. Samet faul yapmasa Rayyan’ın topa dokunması falan imkansızdı. Ama faul fauldür.
Tamam…
Tamam da adalet de adalettir!.. Maçın 35. Dakikasında Emre Mor sağdan Karagümrük ceza alanına girerken yağlı güreş jargonuyla önce elense yedi, ardından tırpan ile ayakları yerden kesildi. Tam ceza alanı çizgisi üzerinde ve “geçmiş olsun” bile demedi hakem!

Bu demek değildi ki, Fenerbahçe ilk yarı sonunda soyunma odasına hakem yüzünden 1-0 mağlup durumda girdi.
Bir kere karşısında bilinenin aksine hücumu falan düşünmeyen sadece saha parselizasyonu ve topun arkasına geçmeye odaklanmış bir Karagümrük vardı ilk yarıda. Merkezde üstün olmaya çalışıyorlar, oyun boyunu kısaltıyorlar, önde basıyorlardı. Arao, ve İsmail orta sahası ile İrfan Can-Emre Mor kanatları -kanat değiştirmelerine rağmen- içeri giremediği için işlerini kolaylaştırıyordu, Karagümrük arkada boşluk bırakıyordu ama Fenerbahçenin o arkadaki boşluklara koşacak, top uzatacak hali yoktu. Futbolcuların vücut dili şampiyonluk özlemi değil bezginlik hikayeleri anlatıyordu.

İlk yarıda ortaya çıkan oyun o kadar kısırdı ki, Karagümrük’ün ilk golü aynı zamanda tek şutuydu ve Cooley’in uzaktan vurduğu topu sektirdikten sonra ıslak zeminde ayağı kayan Altay’ın ikinci hamleye yetişemeyip Ozdoev’in tamamladığı talihsiz bir goldü.
Jorge Jesus ikinci yarıya yine düzeltmeler ile başladı ve önce Serdar Dursun ile Arao’yu çıkardı Pedro ile Zajc’ı soktu. Pedro ortada yoktu ama kısa süre sonra savunma önündeki Arao’dan kurtulan Fenerbahçe tempo kazandı, hızlandı, Zajc’ın muhteşem şutuyla öne geçti.

Ardından belki de oyuna başlarken kurması gereken takımı yapmak için iki hamle daha geldi Jesus’tan.
İrfan Can ile Emra Mor çıktı, Karagümrük’ün savunmasının kalabalığında hızlı karar verip doğru top yollayabilen Arda ve Rossi girdi. Rossi ve Pedro’dan uzun süre umutla aksiyon beklenmesine rağmen Fenerbahçe yüklendikçe iki takım da ilk yarıya göre çok hareketli ve hızlı bir tempoya ulaştı… Süper Lig’in ilk yarısındaki 9 gollü Fenerbahçe-Karagümrük maçını hatırlayanların kurdukları hayallere yaklaştı, biraz maç gibi oldu maç.

Bir yandan da Rus Ruletine döndü.
Valencia’ya yapılan bir faulün hakem ve VAR tarafından yok sayılıp penaltıyla sonuçlanacak karardan kaçınmaları da bu süreçteydi.
Genellikle 60’dan sonra oyuncu değiştirmeye başlayan Jesus kendi kurallarını yıkıp 65. Dakikada beşinci ve son değişikliğini Alioski’yi çıkarıp Osayi’i oyuna sokarak yaptı. Çünkü, sahaya sürdüğü onbiri kendi beğenmemişti. Oyun “gol atan devamını getirip farkı açar” gibi duruyordu ve galibiyet golünü atabilmek için Fenerbahçe’nin öne daha hızlı gitmesi gerekiyordu.
Her oynadığı maçta sahada futbol adına yapmadığı bir şey kalmamasına rağmen ilk onbirde yer bulamayan ve Jesus tarafından geç de olsa hatırlanan Arda ise kullandığı korneri Szalai’nin kafasına nişanlayıp Fenerbahçe’yi uçurumdan kurtaran adam oldu.
Fenerbahçe bir kez daha sıçradı. Ancak sadece sahada. Tribünde işler kötü.

JESUS’UN İNADINA RAĞMEN / ŞANSAL BÜYÜKA

Jorge Jesus, son maçta Kadıköy’de ıslıklanan Arao ve İrfan Can’lı on birle maça başlayarak acaba o protestoyu yapan taraftarlara bir mesaj mı vermek istedi? Sanırım Jorge Jesus inadı ve yanlışlarında ısrar etmeyi seviyor. Bu yüksek egonun kimseye bir yararı yok.
Jesus’un ilk lig maçlarında Fenerbahçe yıllardır süren “yan pas-geri pas” illetinden kurtulmuştu. Son maçlara bakıyorum; bu “yan pas- geri pas” illeti, Fenerbahçe’yi yeniden sarmış sarmalamış gibi…
Valencia çok önemli iki pozisyonda kayıp düştü ve avantajını kaybetti. Kaleci Altay yediği golde, topu karşıladıktan sonra ayağı kaydığı için çeldiği o topa ikinci hamleyi yapamadı. Yağış var, zemin ıslak, maça çıkarken ona göre krampon giyilmez mi?
Karagümrük golünde Ozdoev, Altay’dan dönen topa yetişip ağlara gönderirken, aynı topa Fenerbahçe savunma adamları yetişip uzaklaştıramaz mıydı? Bu hamleyi yapmak yerine pozisyonu izlediler.

Hava yağışlı… Şutun büyük avantaj olduğu bir zeminde Karagümrük’ün attığı tek şut gol oldu. Böyle bir zeminde, Fenerbahçe tek şut atmadan, denemeden ilk yarıyı bitirdi. Nitekim ikinci yarının başında maç boyu attığı ilk şut gol oldu. Yeri gelmişken, bu takımda kimler oynuyor, Zajc oturuyor. Ahh Jesus ah…
Karagümrük’ün iyi maçlarından biri değildi. Buna rağmen kaleci Altay kurtarmasa, Colley’le farkı ikiye çıkarabilirdi, beraberlik sonrası Borini ile yeniden öne geçebilirdi.

Pedro oyuna girmek için göründüğünde sosyal medyada Fenerbahçeliler, “Eyvah Pedro” diye mesaj atmaya başladılar. Seyirci bile umudu bu kadar kesmişken, Jesus’un bu kaygan zeminde, zaten ayakta duramayan Pedro’yu kurtarıcı diye sahaya sürmesi, kötü bir şaka olmalı…
Dresevic’in ceza alanı içinde Valencia’nın ayağına müdahalesi penaltıyı tarif ediyordu. Hakem vermedi, VAR oralı olmadı. Hakem Bitigen; bu pozisyondan bağımsız yazıyorum, kötü bir maç yönetti.

Jesus’un inadı ile başladık, gene Jesus’un inadı ile bitirelim. Son maçta seyircinin protesto ettiği İrfan Can ve Areo‘lu ilk on birle başladı, baktı olmuyor, ikisini birden oyundan aldı. Türkiye’nin “oynasın” diye feryat ettiği Arda’ya bir türlü yeterli şansı vermedi, vermiyor. Zajc gibi gole çok yakın bir orta saha oyuncusunu kulübede bekletiyor. “Umutsuz vaka” Pedro’yu hala bir umut olarak görüyor. Bu galibiyet, ne kadar büyük hoca olursa olsun Jesus’un inadını, yanlışlarını örtmez, kapatmaz.
Karagümrük gibi 11 maçtır yenilmeyen, kendi sahasında son 6 maçta kaybetmeyen bir takım karşısında deplasmanda kazanmak elbette son derece önemli… Buna rağmen; Fenerbahçe bu değil, Jesus bu değil… Çok daha fazlasına ihtiyaçları var.

UZAK GÖKERMAN – FENERBAHÇE İSTEDİĞİNİ ALDI

Sezonun 28. Haftasına gelinmişken bir takımın çok daha oturmuş bir kadrosu ve oyun planının olmasını beklemek sanırım tüm futbol kamuoyunun hakkı olması gereken bir sonuçtur.

Ancak ülkemizde olaylar bu beklentilere paralel şekilde ilerlemiyor ya da gelişmiyor.

3 gün önce Kupa’da iyi bir performans sergileyen takımı görünce Jesus göle maya çalan Hoca gibi “ya tutarsa” diyerek tekrar sahaya sürüyor.

Sonuç?

Tabii ki birbiri ile uyumsuz, bolca sakarlıkları olan bir futbolla ilk yarıyı 1-0 geride tamamlıyor.

Sonra aksayan taraflara pansumanlar başlıyor; ancak takım kendine dördüncü değişikliklerden sonra gelebiliyor.

Aslında İsmail, Arda, Zajc gibi oyuncular Jesus’un birinci tercihleri değil.

Mesela haftalardır sahada hayalet gibi gezen ve mecburiyetten oynayan Pedro tekrar oyuna girerken, Serdar Dursun’a 45 dakika tahammül edememek bir Portekizli teknik adam duruşu ve seçimi olmalı.

Sezon biterken Jesus’la ilgili artık belli bir kanaat sahibi olduk ve bunu ifade etmede bir sakınca görmüyorum.

Futbolcu seçiyor, bazı oyuncularına gösterdiği toleransı bir kısmı için hiç kullanmıyor.

Serdar Dursun geçen sezonun Zajc ile birlikte en çok gol bulan oyuncuydu; yaz döneminde Milli Takım’da da güzel işler çıkardı, goller attı. Ama nedense Jesus ile yıldızları bir türlü barışmadı. Portekizli onu kadro dışında tutmak için elinden geleni yaptı.

Bakın ben Serdar Dursun çok iyi futbolcudur diye bir sonuçtan hareket etmiyorum; Fenerbahçe kadro olarak yıllardır çok iyi, kaliteli futbolculardan kurulmuyor, kurulamıyor. Ama bu tamamen yetersiz anlamına da gelmiyor. Süper Lig’in ortalamasının çok üzerinde bir kadrosu var Fenerbahçe’nin ve bunun için biraz pragmatist olmak yeter de artar bile.

Jesus neyi yapamıyor ya da bilmiyor?

Yıllarını futbol sahasında geçirmiş bir kişinin bilmediği bir detay kaldığına asla inanmıyorum. Bu bilmemek değil. Kendi doğrularından taviz vermeden hareket etmek.

Taviz vermemek kötü bir şey mi?

Kişisel fikrim bir insanın doğru olduğuna kesinlikle inandığı gerçeklerinden asla taviz vermemesidir.

Her teknik adamın doğruları ve buradan beslenen bir iradesi olur. Biz ne kadar tepinirsek tepinelim onlar bildikleri yoldan geri hareket etmezler.

Hep söylüyorum; sonuç aldığı veya yaklaştığını gösterdiği sürece buna saygı duymaktan başka bir seçeneğimiz olamaz.

E, peki neyi zorluyoruz biz?

Kişinin doğruları ve gerçekleri varsa diğer yanda hayatın onun dışında bir nesnel dünyası bulunuyor ve onun gereklerine uygun hareket edebilme becerisi de aynı doğadaki gibi hayatta kalma ile ölçülüyor.

Doğadaki en güçlü canlı değil en akıllı ve aklıyla, zekasıyla uyum sağlayabilme becerisi gösteren varlık dünyaya egemen oluyor.

Jesus’un kafasındaki doğruları ve hayalleri ile Fenerbahçe ve Türkiye gerçekleri üst üste çakışmıyor.

O gerçeklerden birkaçı; Jesus’un inandığı, güvendiği futbolcu grubunun aslında bu işin altından kalkamadığıdır.

Geride bırakıp haksızlık yaptıklarının önemli bir kısmınınsa bu takımın esas unsurları olması gerektiğidir.

Dün Fenerbahçe’yi ipten alan Zajc’a bu sezon yapılan ikinci sınıf oyuncu muamelesi haksızlıkların en büyüğüdür.

Cümle içinde kuruyorum; “Zajc evet vasat futbolcudur.” Vasatın kelime anlamı “ortalamadır.” Bu ülke sanki her gün bir patent başvurusu ile insanlığa yeni buluşlar armağan ediyor diye kendini dev aynasında görüyor ama vasatın altıdır. Dünyanın hiçbir ülkesinde vasat oyuncu vasat olduğu için Türkiye’de olduğu gibi dışlanmaz. Çünkü vasat kalitesiz, vasıfsız anlamına gelmez. Görevini her zaman yeterince yapan demektir ve sezonun tümü hesap edildiğinde o ortalama sizi şampiyon yapacak puan ortalamasında tutar.

Ayrıca Türkiye ortalaması içinde vasatın üzerinde bir futbolcudur; vasatın altında kalan oyuncu dünkü gibi gol atamaz.

Kuşkusuz yetenekli, iş bitiren, sonuca giden oyuncuya da ihtiyaç vardır.

Mesela Altay’ın sezon ortalaması takımı şampiyon yapacak seviyede olmalıdır; örnek Muslera.

Stoper kritik maçlarda adam kaçırmayacak ortalamada mücadele etmelidir; Samet’in açıkları Beşiktaş maçında ortaya çıktı, Karagümrük karşısında ne kadar sakar olduğunu da gördük.

Valencia penaltı kaçırabilir ama en kritik anda değil. Karşı karşıya kaldığı bir pozisyonda da bir kere olsun ihtiyaç anında sonucu değiştirmeyi bilmesi gerekiyor.

30 gol atabilmek olağanüstü başarı ama bir takım golcüsünün 30 gol attığı bir sezon şampiyon olamıyorsa burada bir şeylerin yanlış ya da eksik olduğunu tartışmak gerekiyordur.

Evet, Fenerbahçe dün istediği sonucu aldı ve bu bir süre daha takımı şampiyonluk potasında tutacaktır. Ancak kritik Tabzonspor maçı ve kuşkusuz sezonun final karşılaşması Galatasaray mücadelelerinde bunlardan çok daha fazlasına ihtiyaç vardır.

Son olarak hakemle ilgili konuşalım.

Arao’nun iptal edilen golünde Samet’in rakibine faul yaptığına hükmetti Abdülkadir Bitigen. Tam tersi olsa o pozisyonda Samet’e yapılan faulü görüp penaltı düdüğü çalabilecek miydi, işte gerçek kritik soru ve aranan cevap budur.

Valencia’ya ceza sahası içinde yapılan müdahaleye hem hakemin hem de VAR’ın sessiz kalması aslında bu sorunun cevabı ile ilgili bize fikir veriyor olmalıdır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*