Ucuz iş gücü cenneti yaratma planı: Masadaki ‘bölgesel ücret’ tehlikesi ne anlama geliyor?

Img

Türkiye’de son yıllarda uygulanan yanlış ekonomi politikaları, yoksulluğu ve geçim derdini kronik bir hale getirdi. Resmi verilerle bile gizlenemeyen yüksek enflasyon ve durmak bilmeyen zam yağmuru karşısında, milyonlarca çalışanın alım gücü adeta buharlaştı.

Mevcut asgari ücretin daha açıklandığı tarihte açlık sınırının altında kaldığı, büyükşehirlerdeki ortalama kira bedellerinin maaşları aştığı ve temel gıda maddelerine ulaşımın bile lüks haline geldiği ağır tablo ortaya çıktı.

Ekonominin bu karanlık gidişatının faturasını her defasında dar gelirliye kesen yönetim, şimdi de “dengeleri gözetme” ve “işletmeleri koruma” söylemleri ile yeni bir sistemi tartışmaya açıyor.

Hükümete yakın Sabah gazetesinin haberine göre; iktidar, iş gücü piyasasının ihtiyaçlarını ve üretim dengelerini bahane ederek “sektörel ve bölgesel asgari ücret” modeli üzerinde çalışıyor.

“İSTİHDAM” KILIFI ALTINDA DÜŞÜK ÜCRET DAYATMASI MI?

Söz konusu haberde, bu sistemin “çalışanların alım gücünün korunması, istihdamın artırılması ve işletmelerin rekabet gücünün desteklenmesi” amacıyla tasarlandığı iddia ediliyor. Ancak satır aralarında işverenlerin artan maliyet yükünü hafifletmek ve çalışanların insanca yaşama yetecek ücret taleplerinin “bölgesel yaşam maliyeti farklılıkları” öne sürülerek aşağı çekilebileceği net şekilde görülüyor.

Aynı akaryakıtı, aynı doğalgazı ve aynı zincir marketlerdeki ürünleri kullanan yurttaşlara, sırf ekonomik olarak daha az gelişmiş bir şehirde yaşadıkları için daha düşük bir asgari ücret dayatmak bir yandan yoksulluğu coğrafi olarak tescillemek ve kalıcı hale getirmek anlamı da taşıyor.

DÜNYADAKİ ÖRNEKLER VE TÜRKİYE GERÇEĞİ

Haberde, hazırlık sürecinde farklı ülkelerde uygulanan sektörel ve bölgesel ücret modellerinin de mercek altına alındığı belirtiliyor. Peki dünyada bu modelin uygulandığı ülkeler hangileri ve Türkiye ile aralarındaki hangi farklar bulunuyor?

Eyalet ve Bölge Sistemleri:
Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerde eyaletler veya prefektörlükler kendi asgari ücretlerini belirleyebiliyor.

Gelişmekte Olan Ülke Örnekleri:
Filipinler, Vietnam ve Endonezya gibi ülkelerde, coğrafi alanlara ve yerel sosyo-ekonomik koşullara göre bölgesel asgari ücret sistemleri uygulanıyor. Bu coğrafyalarda mesele yalnızca fiyat etiketleri arasındaki fark değil; bir yanda Avrupalı metropolleri aratmayan modern kent hayatı, diğer yanda yüzyıllar öncesinin ilkel şartlarını sürdüren kırsal alanlar arasındaki devasa sosyo-kültürel kopukluk. Bu tip derin farklılıklar olan ülkelerde bölgesel asgari ücret en başta yüzde 60-70 seviyelerindeki kayıt dışılığın önüne geçilmesi için uygulanıyor.

Toplu İş Sözleşmesi (Sendikal) Modelleri:
Almanya ve İsveç gibi ülkelerde ise coğrafi veya sektörel ücret farklılıkları, devletin tepeden inme dayatmasıyla değil; güçlü sendikaların yürüttüğü toplu iş sözleşmeleriyle, tamamen işçinin pazarlık gücü ve lehine olacak şekilde belirleniyor.

ASGARİ ÜCRETİN “ORTALAMA ÜCRETE” DÖNÜŞTÜĞÜ ÜLKE

Türkiye ile bu ülkeler arasındaki en büyük fark; Türkiye’de asgari ücretin bir “başlangıç” veya “istisna” ücreti olmaktan çıkıp, çalışan nüfusun yarısından fazlasının mahkûm edildiği bir “ortalama ücret” haline gelmiş olmasıdır. Sendikalaşma oranının son derece düşük olduğu, enflasyonun ulusal çapta her vatandaşı aynı şiddette vurduğu bir ülkede bölgesel asgari ücrete geçmek; Doğu ve Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere pek çok bölgeyi işverenler için bir “ucuz iş gücü cennetine” çevirme projesi olarak görülebilir.

SOSYOLOJİK KRİZ

Ayrıca “Sürdürülebilir üretim” argümanı arkasına sığınılarak, emeğin değerinin bir kentten bir diğerine, sektörden sektöre daha da ucuzlatılmaya çalışılması kentlerdeki gettolaşmayı, mekânsal ayrışmayı ve toplumsal kutuplaşmayı derinleştirecek ağır bir sosyolojik kriz riski taşımaktadır.

yok

Author: Yusuf Şahin